Cehennem Tepemizde, Bizi Yönetiyor

Editörden…

Commercial Art dergisinin 45. sayısında (Mart 1930) yer alan bir makalede John Harrison şunları yazmıştı: “Bir ülke, sanatı olduğu sürece asla ölmez. Avusturya bu düsturun bir kanıtıdır.” Bu yazı kaleme alındığında Avusturya henüz Nazi Almanya’sı tarafından ilhak edilmemiş ve II. Dünya Savaşı başlamamıştı. Tüm bu felaketlere rağmen hayata sanatla tutunan Avusturya, modern dünya için önem arz etmeye devam etmiştir. Bir Avrupalı profili çizilecekse Avusturyalı yaratıcılığından bahsetmezsek bu elbette kadük bir çaba olarak kalacaktır.

Geçtiğimiz asırda edebiyat bahsinde Avusturya stilini oluşturan kalemlerin başında, elinde tuttuğunuz romanın müellifi Joseph Roth gelmektedir.  Ölünceye dek kendisini Avusturya-Macaristan İmparatorluğu vatandaşı olarak hissetmesi, Yahudi kökleri, gazeteciliği ve Alman edebiyatına mensubiyetiyle birlikte bugün sitayişle bahsedilen birçok “Avrupalı zenginliği” bünyesinde barındıran yazar, ne yazık ki, kısa hayatı boyunca sahip olduğu bu sıfatların diyetini ödemiştir.

Okura en iyi edisyonla sunmak gayreti içinde olduğumuz “Sağ ve Sol” romanı, ilk kez 1929 yılında Berlin’de basılmıştır. Henüz Nazilerin iktidara gelmediği o dönemde, yükselen faşizmin ve burjuvazi-Nazi flörtleşmesinin yazarın hicivli üslubuyla önümüze sunulması, elbette edebiyat sosyolojisi açısından da incelenmesi gereken mühim tespitlerdir. Gelgelelim Stefan Zweig’a yazdığı bir mektupta, “Kafam, ömrümü geçirdiğim Roma-Alman kültürlerinin etkilediği Katolik bir imparatorluk.” cümlesini kuran bir aydın-yazarın hayatını da ironik bir şekilde Alman-İtalyan askerî ittifakından doğan Çelik Paktı değiştirecektir. “İsa’nın bize Tel Aviv’den yakın olduğu doğru. Tel Aviv asimilasyon demek.” diyecek kadar Avrupa-merkezli bir yazar olan Roth, Yahudi kanı taşıdığı için Cermen topraklarından epey uzakta, Paris’te hayata veda edecektir.

1920’lerin Berlin’ini ustalıkla tasvir eden Roth; savaş vurguncularını, karaborsacıları, Sovyet idaresinden kaçan beyaz Rusları, mirasyedileri, antisemitist burjuvazinin Nazizm’e evrilmesini kısaca yaklaşan alacakaranlığı, fenerini muhtelif mekânlara tutarak okura gösteriyor. 1933 yılında yazdığı bir mektupta, “Cehennem tepemizde, bizi yönetiyor!” diyecek kadar uzgörür ve ferasetli bir yazarın “Sağ ve Sol”da kurgu marifetiyle, memleketinin cenaze marşını yazdığını söyleyebiliriz. Bunu kanıtlayabilmem için şimdi lütfen sayfayı yavaşça çeviriniz.

Yazan: Elvan Kaya Aksarı

Bir yanıt yazın